Son bir yıldır şirketler olarak finansal yeterliliğimizin maksimum seviyede olması gereken günler yaşıyoruz. Döviz kurlarındaki dalgalanma, kredi faizlerindeki yükseliş, enflasyon nedeniyle yükselen hammadde maliyeti ve tüm bunlara bağlı olarak tüketici harcamalarının yavaşlaması tüm şirketlerimizin gerçek birer finansal sınav vermelerini sağlıyor. Üstelik oldukça zorlayıcı, birden fazla alanda şirketlerimizin yeterliliklerini sorgulayan bir sınav.
Türk iş dünyası banka kredilerine bağımlı bir yapıda çalışıyor. Amerikan şirketleri büyük oranda finansal ortakların sermayesi ile, Avrupa şirketleri uzun yıllardır akümüle etmiş aile sermayeleri ile finanse edilirken, Türk şirketlerinin en büyük kaynak sağlayıcıları bankalarımız. Uzun süredir Dünya’da devam eden genişlemeci para politikaları sebebiyle likidite bolluğu yaşadığımız dönemde bu şirketlerimiz için bir sorun teşkil etmiyordu. Kaynaklar bol ve ucuz olduğundan arzu ettiğimiz şekilde kullandık. Ancak son yıllarda parasal sıkılaştırmanın etkisi ile uluslararası piyasada dolaşan serbest para güvenli limanlarına geri dönmeye başladı ve ülkemizin de dahil olduğu gelişmekte olan ekonomileri yeni kaynak anlamında sıkıştırmaya başladı.
En büyük finansal desteğinizi, bankalar gibi katı regülasyonlara bağlı, finansal piyasalardaki tüm değişikliklerden anında etkilenen, verdiği borçların (bu durumda krediler) geri dönüşünü bir sermayedara kıyasla kısa sürede geri alması gereken bir kurumdan alıyorsanız kriz dönemlerinde ister istemez üzerinizde bir baskı oluşmaya başlıyor.
Özellikle KOBİ segmentinde yer alan, bankalar ile pazarlık gücü kuvvetli olmayan şirketler böyle zamanlarda büyümek için ihtiyaç duydukları kredileri arzu ettikleri miktarlarda ve şartlarda alamıyorlar. Ne yazık ki bu önemli kaynak sorunları da büyüme hedeflerinin önünü tıkıyor.
Kaynak bulmak için sadece bankalara mı gitmeliyiz?
Ülkece ekonomik stabilitemizin sorgulandığı bugünlerde, yabancı yatırımcılar daha çok bekle ve gör politikası uyguluyorlar. Piyasada olanlar da gergin ekonomik ortamdan fayda sağlama beklentisi içerisindeler. Bankaları bu denklemin dışında bırakırsak ek kaynak yaratmak için döneceğimiz yer şirketlerin kendi içleri oluyor. Karlılığı yükseltmek, işletme sermayesi ve dolayısı ile kredi ihtiyacını düşürmek ise şirketler tarafından uygulanabilecek en kolay yöntemlerden biri gibi gözüküyor.
Şirketimizin finansal durumunu iyileştirmede finansal verilerin yanı sıra operasyonel verimlilik, üretim süreçlerinin netliği, tedarik yöntemlerimiz ve her şeyden önemlisi müşterilerimiz için yarattığımız katma değer de büyük önem kazanıyor. Bu süreçte finans ve satış departmanlarından tutun da operasyon ekiplerine kadar büyük yükler düşüyor.
Özellikle üretim yapan Türk şirketlerinde görünen en baskın özelliklerden birisi satış ekiplerinin ürün ile yakın ilişki kurmamaları ve ürün kalitesi yerine satış şartlarını ön plana çıkararak satış yapmaları. Ürünümüzün özellikleri, kalitesi, müşterilerimize sağlayacağı faydalar, rakiplerimize göre avantajlı yönlerimizin aksine vadelerimizin uzunluğu, şirketçe sağladığımız ek indirimler ön plana çıkartılıyor. Bu satış stratejisi de işletme sermayesi ihtiyacımızın her geçen gün biraz daha yükselmesine sebep oluyor.
Peki Ne Yapmalıyız?
Ne yazık ki genellikle bankalarla görüşmeler sırasında gündeme gelen finansal rasyolar ve rating gibi kavramlar Şirketlerin kendileri için kullanacakları çok faydalı araçlar olarak görülmüyor. Bunun önünde elbette bilgi eksikliği ve bu finansal araçların kullanımının içselleştirilememesi yatıyor. Bu adeta bir savaşta elimizde bulunan güçlü bir silahı sırf kullanmayı öğrenmek zor geldiği için kullanmamaya benziyor. Finans departmanları ya da şirket yönetimleri bu rakamları sadece bankaları memnun etmenin yöntemleri olarak görüyor ve şirket içinde kullanımları yaygınlaştırılmıyor. Elbette bu bahsettiğim şirketlerin çoğu KOBİ ölçeğindeki şirketler ama kalıcı, sağlam, tabana yaygın bir büyüme için aslında tam da KOBİ’lerimizin güçlenmesi, büyümesi, parlaması gerekmiyor mu?
Bu krizden çıkmanın en kolay yolu finansal bilgi sahibi olup, gücün kendi içimizde olduğunu görüp kendimize dönmek ve şirketlerimizde yapabileceğimiz iyileştirmelere dört elle sarılmak. Şirketlerimizin kendi kendilerini finanse edebilir düzeye gelmesinin en önemli koşulu öncelikle finansal araçları iyi anlamak ve onların etkin bir şekilde kullanımına dört elle sarılmak.
0 Comments for “Finansal Yeterlilik”